|
Zen sözcüklerle ifade edilemeyen, ancak kavranabilen bir şey olduğu için onu anlatmak zordur. Burada kişiye farklı bir bakış açısı kazandıran, amaçsız ve kendiliğinden olmayı vurgulayan, insani doğayı anlamaya yaklaştıran "Zen" hakkında yazılan çeşitli yazıları derlemeye çalışacağız. Kimi sözlüklerde, kısaca, "Budist mistisizmin Japonya'daki biçimi" veya "Çin'e yerleşen (Çin'deki kurucusu Bodhidharma'dır) Dhyana Budizm yoluyla 6'ncı ve 7'nci yüzyıllarda gelişmiş bir Mahayana Budizm ekolü" olarak tanımlanan Zen, kimi araştırmacılara göre bir din değildir ve ancak, "insanın öz varlığına ve yüksek şuuruna ulaşmasını, çeşitli meditasyon ve kontamplasyon teknikleri kullanarak, mistik deneyimlerle arama yolu" olarak tanımlanabilir. Terimin kökeni, "özne ile nesne"nin, "hakikat ile sahte"nin arasındaki tüm ayrımların ortadan kalktığı, ruhun konsantrasyonunu ve içe dalışını ifade eden Sanskrit terim Dhyana'dan türetilmiş, Çince'deki "ch'an-na" sözcüğüdür. Zen sözcüğü "ch'an-na" sözcüğünün Japonca yazılışı olan "zenna"nın kısaltmasıdır. Zen izleyicilerinin kendilerine göre zen, ne bir dindir, ne de bir meditasyon yoludur; zen hiçbir dine bağlı değildir, teolojisi yoktur; felsefenin de ötesindedir, akıl ve zekayla kavramsallaştırılamaz; zen ancak deneyimlenebilir. Zen ezoterizminde, zen sözcüğü, izledikleri yol için de kullanılmaz; bu sözcük, ruhsal deneyim sırasında irtibata geçilebilecek manevi bir kaynağı ifade etmek üzere kullanılır. Bu noktayı bir zen öğretmeni şöyle belirtmektedir: "Zen, yolumuzun adı değildir; zen yalnızca deneyimlenebilen, sözle tarif edilemez bir kaynaktır." Zen üzerine incelemelerde bulunmuş mistisizm araştırmacılarına göre, zen öğretisi ve uygulamaları, yoğun bir meditasyon döneminden sonra, insanın kendi varlığının doğasına ulaşmasını, yani dünya çamuruna bulanmamış ve cahillik içinde olmayan varlığına, bir başka deyişle yüksek şuuruna ulaşmasını amaçlar ki, ulaşma anındaki idrak haline uyanma ya da aydınlanma ("kensho, satori") denir. Budizm ekolleriyle kıyaslandığında, bu ekoller ile zen arasında en önemli farklar şunlardır: 1- Zen, aydınlanma deneyimine en çok öncelik veren yoldur. 2- Zen öğretisine göre, aydınlanmaya ulaşma yolunda dinsel ayinler yapmak hiçbir yarar sağlamaz. 3- Zen öğretisine göre, aydınlanmaya ulaşma yolunda, herhangi bir öğretinin salt teorik düzeyde öğrenilmesi yarar sağlamaz. Zen öğretisinde, nefiste uygulanmamış, şuurda iz bırakmamış teorik bilgiye bilgi denmez. Yani teorik bilgi, ruhta iz bıraktığı takdirde gerçek bir bilgi olur. Mistisizm araştırmacılarına göre, Sufilikte uygulanan tekniklerin (zihni boşaltma, imaj öldürme, nefsaniyete ait zararlı unsurları ortadan kaldırma vb.) hepsi zen'de mevcuttur. Zen'in karakteristik özellikleri kısaca şu dört prensipte özetlenir: 1- Kutsal metinlerin doğmatizmi dışında özel bir aktarım; 2- Sözcüklere bağımlı kalmama; 3- İnsanın kendi ruhuna doğru, doğrudan yönelmesi; 4- İnsanın kendi doğasını, özvarlığını gözlemlemesi (kontamplasyon) ve buddha (müteal realite) halini gerçekleştirmesi. Zen'in amacı olan "aydınlanma" hali, insanın kendi varlığının doğasını aniden "uyanarak" idrak etmesi olarak tanımlanır. Bu, kişinin bir kurtarıcıyla veya ibadetle elde edemeyeceği, kendi çabasıyla elde edebileceği bir haldir. Zen öğretmeni ("roshi") bir mürşit değil, yalnızca bir kılavuzdur, yol gösterir. Aydınlanma şuurun iç âleme yönelmesiyle elde edilebilir; anahtar, meditasyondur. Bir başka deyişle, aydınlanma "kalp gözü"nün açılmasıdır; kişi öyle bir bakiş açısı kazanır ki, kendi doğasını idrak eder saf varlığına, yüksek şuuruna ulaşır ve 'düalite'nin ötesine taşar. Bir zen öğretmenine göre "hangi dinden olursa olsun ve adları ne olursa olsun, gerçek bilge, ermiş ve peygamberler, bu hali elde etmiş varlıklardır." Zen'de baslica iki teknik vardir: 1- Zazen: Özellikle "soto" ekolü izleyicilerinin tekniği olup, zen meditasyonunun temelini oluşturur. Sözcük anlamı "oturarak meditasyon"dur. Zazen, uyanmaya ve aydınlanmaya ulaşmada en kısa, fakat en zor olan yoldur. Bir tür içe dalma (murakabe) tekniği olan zazen için zen izleyicileri, "Zazen, aslında, cahillik ("avidya") içinde yaşayan insanın kurtuluşa ulaşmasını sağlayan bir yöntem değildir; zazende, kısaca, her insanın içinde her an mevcut olan mükemmelliğin somut hale getirilmesi sözkonusudur" derler. Zazen meditasyonunda, meditasyoncu 'lotüs oturusu' biçiminde oturur, gözleri hafifçe aralıktır. Zihin, düşüncelerden boşaltılır ve tek noktaya konsantrasyon haline ('samadhi') getirilir. Bunu sağlama yollarından biri nefes sayımı-kontrolüdür. Öğrencinin gerek fanteziler, rasgele düşünceler biçimindeki hülyalarını ve kuruntularını, gerekse bedensel-maddi etkenlerin ürünü olan birtakım fantezi benzeri düşler, sesler ve algılardan oluşan "gizemli vizyonlar"ı ("makyo") yenebilmesi gerekir. Makyo, Budist meditasyonda "visuddhi magga" denilen sahte-nirvana gibi, bir sahte-satori biçimidir (kişinin aydınlanmaya ulaştığını sanmasına yol açan birtakım vizyonlar görmesi). Makyo, öğrencide bir gelişmenin, bir ilerlemenin olduğunu göstermekle birlikte, ortaya çıktıkları an, üzerinde durmaksızın zihinden atılması, terkedilmesi gereken şeylerdir. Aşırı heyecanlar, zihnin kişisel sorunlarla meşgul olması, kişinin kendinden kuşkulanması ve uzun süre oturmuş olmaktan kaynaklanan ağrı sızılar da bir başka makyo biçimini oluştururlar. 2- Koan kullanımı: Bu teknik, "koan" denilen, "bakarsın göremezsin, dinlersin işitemezsin, kullanırsın tükenmez" gibi şiir biçimli çeşitli bilmecelerle (muamma) soru-yanıt diyaloğuna dayanır. Zen öğretmenlerinin kullandığı soru-yanıtlı öğretme yönteminde (mondo), öğrenci sorulan koan üzerinde, ani bir aydınlanmayla yanıtı bulana kadar, bazen aylarca 'kontamplasyon' ve 'meditasyon' yapar (bir koan hakkında danışmaların sözkonusu olduğu zazen'e "sanzen" denir). Koanlar, öz ve derin bilgilerin ya da hakikatlerin öğrenilmesine aracılık eder. Bir zen izleyicisinin ifadesiyle bu akıl ve akıl-dışı arasındaki ayrılığın aşılması olan, ani sezgisel aydınlanmalara ve içerideki buddha'nın (müteal realite) keşfine öncülük eder. Zen izleyicisi, bu şekilde, bir anda parlayıp sönen bir alev ya da aniden çakıp kaybolan bir şimşeği andıran ani ve kesikli idraklenmelerle hedefine doğru ilerler. Yazı: Alparslan Salt / Cem Çobanlı
|